Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kararsızlık en kötü karar

Bu sözün aslı aslında hepimizin de bildiği gibi Montesquieu'ya ait olan "En kötü karar, kararsızlıktan iyidir." Sözüdür. Bence kararsızlık en kötü karardır. Daha emeklemeye başladığımız ilk yıllarda ebeveynlerimiz arasında anneye mi geleceksin, babaya mı? kavgası başlar ve bu aslında bizim ilk kararsızlığımızdır.  Daha anne baba kavramı beynimizde yeni oturmuşken bir karar girdabının içinde buluruz kendimizi. Okula başlarız ve daha ilk seneden ne olmak istediğimizi sorarlar. Bizde yine başlar bir kararsızlık. Hayatımızın her dönemi bize sunulan yolları seçmekle geçer. Alışveriş yaparken ya da kafede arkadaşlarımızla otururken sürekli karar vermek durumunda kalırız. Bu yolların ucunda verdiğimiz kararlarla kendimize ya keşke ya da iyi ki deriz. Hayatımızın belki de dönüm noktası olacak bu kararlar ya daha da gerginleşmemize ya da yanlış bir karar vermemize sebep olabilir. İç dünyamızda oluşan bu kargaşa sonucunda beynimiz bizi verdiğimiz yanlış karardan dolayı suçlamaya ya...

İçimizde (ki) mutluluk

Sanki eskiden daha mutluyduk. Hevesler kolay kolay kırılmıyordu bu zamandaki gibi. Hayallerimiz, hobilerimiz daha yaşanabilir, daha gerçekleşebilirdi. Şimdi ne düşünüyoruz, ne yapıyoruz? Spor yaparken koşacağımız yolu, süreyi; günde kaç kalori alacağımızı, ne kadar besin tüketeceğimizi; giyeceğimiz kıyafetin hangi ayakkabıyla hangi çantayla uyumlu olacağını belirleyen bir şeye sahibiz. Cebimize sığabilecek kadar küçük, tatlı, hayatımızın sekreteri... Cep telefonu! Ne mutlu bize! Hayatımız kolaylaştı. Oh! Ne alâ! Yaşamsal faaliyetlerimizi kolumuzu kıpırdatmadan gerçekleştiren, üşengeçlik adı altındaki tembelliğimizin dostu bir cihaz. Ama bir şeyler eksik sanki, bu telefonun bize veremediği bir şeyler var. Mutluluk mu ola ki ? Evet mutlu değiliz. Yaşadığımız duygular milyonlarca maskenin altında çürüyüp gidiyor. Yaşadığımız hüzün bile telefonumuzun altında kendini kurtarmaya çalışıyor. Biz n'apıyoruz? Durun iki saniye de olsa düşünelim. Ya da Instagram da anket mı yapsak? Daha net so...

“Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutluluklardır.”

Sanki eskiden daha mutluyduk. Hevesler kolay kolay kırılmıyordu bu zamandaki gibi. Hayallerimiz, hobilerimiz daha yaşanabilir, daha gerçekleşebilirdi. Şimdi ne düşünüyoruz, ne yapıyoruz? Spor yaparken koşacağımız yolu, süreyi; günde kaç kalori alacağımızı, ne kadar besin tüketeceğimizi; giyeceğimiz kıyafetin hangi ayakkabıyla hangi çantayla uyumlu olacağını belirleyen bir şeye sahibiz. Cebimize sığabilecek kadar küçük, tatlı, hayatımızın sekreteri... Cep telefonu! Ne mutlu bize! Hayatımız kolaylaştı. Oh! Ne alâ! Yaşamsal faaliyetlerimizi kolumuzu kıpırdatmadan gerçekleştiren, üşengeçlik adı altındaki tembelliğimizin dostu bir cihaz. Ama bir şeyler eksik sanki, bu telefonun bize veremediği bir şeyler var. Mesela mutluluk! Evet mutlu değiliz. Yaşadığımız duygular milyonlarca maskenin altında çürüyüp gidiyor. Yaşadığımız hüzün bile telefonumuzun altında kendini kurtarmaya çalışıyor.  “Aslında insanı en çok acıtan şey, hayal kırıklıkları değil. Yaşanması mümkünken, yaşayamadığı mutlulu...